Finans ve Muhasebe

Resesyon Nedir? Resesyon Şirketimi Nasıl Etkiler?

10/10/2022
Resesyon Nedir? Resesyon Şirketimi Nasıl Etkiler?

Yakın dönemde elinizi nereye atsanız, hangi alana yatırım yapsanız orası çöküyormuş gibi hissettiniz mi? Merak etmeyin sorun sizde değil, ekonomide!

Hem küresel ekonomiler hem ülke ekonomileri yıllar içerisinde yükselen ve düşen döngüler halinde ilerliyor. Gündelik işlerimiz arasında çok küçük bir zaman dilimine odaklandığımız için, bu döngüleri çoğu zaman fark edemiyoruz. Ancak bakış açımızı yıllara doğru genişletip dünyadaki global trendlere baktığımızda bu döngüyü çok net bir şekilde görebiliyoruz. 

Dünya bankasının 2020’de yayınladığı küresel resesyonlar araştırmasında görüyoruz ki 1975, 1982, 1991 ve 2009 yıllarında tüm dünyayı etkileyen resesyon dönemlerinden geçtik. Bu yıllarda toplam ve kişi başı üretim dip seviyeleri gördü. Bu dip seviyeleri görselleştiren aşağıdaki grafiklerde, solda toplam üretim, sağda ise kişi başı üretimin büyümesi veriliyor. Bu grafiklerden de görüldüğü gibi 7 ila 18 yıllık döngülerde dünya ekonomisi resesyondan geçiyor. Ancak ne kadar konuşulmasa da bütün bu resesyonların sonucunda yaşanan pozitif büyümeler ise tünelin ucundaki aydınlığı bizlere gösterir nitelikte.

Dünya ekonomik büyüme rakamları

Peki Resesyon Nedir?

Ortalama 10-15 yılda bir resesyonla geçirdiğimiz bir ekonomi döngümüz var, yani bir insan ömründe ortalama 7-8 resesyon görüyor. Resesyon öyle nadiren yaşanan bir durum değil ve hazırlıklı olmak mümkün. Ne olduğunu iyice anlamak hem bireyler hem şirket yöneticileri için çok kritik bir öneme sahip.  Çünkü bu dönemdeki kararlar bilinçle verildiğinde, bu zor süreçten sağlıklı bir şekilde çıkılabilir.

Resesyonun en yaygın tanımı şöyle: Bir ülkenin ekonomik faaliyetlerinde en az altı ay süreyle, yani iki çeyrek üst üste küçülme yaşanması nedeniyle meydana gelen gerileme dönemi.

Yakın zamanda yaşanan Amerika örneğini anlamaya çalışalım: 2022’nin 2. Çeyreğinde gelen %0.6 küçülme ile arka arkaya yaşadığı ikinci çeyreklik küçülme verisiyle teknik olarak resesyona girmiş olarak kabul ediliyor. Bu dönem içerisinde Amerika’da enflasyonun %8.5’lere ulaşması ve bunu yavaşlatmak için Amerikan Merkez Bankası FED’in üst üste faiz artırımlarına gitmesi süreci doğrular nitelikte. Tüm bunların sonucunda Amerika’da yaşayan bireyler ve şirketler gittikçe zorlaşan oranlarda kredi ve finansman buluyorlar, yatırımcılar güvenli liman olan dolar gibi rezerv paralara dönmeye başlıyor. Bu durumun ekonomiyi yavaşlatmasının ötesinde, borsalardaki şirket değerlemeleri üzerinde de çok büyük etkileri oluyor.

Resesyon Şirketlerin Operasyonlarını Nasıl Etkiler?

Resesyon dönemlerinde ülkelerin ekonomik büyümesi yavaşlayıp, işsizliğin artması, üretim, nakliyat, tüketim gibi ekonomik faaliyetlerin yavaşlaması gibi bir takım olumsuz gelişmeler baş gösterir.

Şirketler açısından baktığımızda ise en çok yaşanan belirtiler, resesyon döneminde operasyonu yönetmek için çok daha az nakit bulunması, kredilere ve finansmana ulaşmanın zorlaşması ve geciken ödemeler olacaktır. Ekonomik kriz dönemlerinde bir çok firma talep azalmasından kaynaklı yaşadığı gelir düşüşüyle bir takım sorunlar yaşıyorlar. Ancak başta da belirttiğimiz gibi, işin olumlu tarafı şu ki, şirket olarak bu durum illa ki bu süreçten zararda çıkacağınız anlamına gelmiyor.

2010 yılında Harward Business Review’da yayınlanan “Roaring out of Recession” adlı makalede, 1982, 1991 ve 2001 resesyonlarından geçen 4700 şirket incelenmiş. Bu şirketlerin %17’si resesyondan sonraki 3 yıl içerisinde ayakta kalamamış olsa da %9 gibi hiç azımsanmayacak bir bölümü resesyon öncesi dönemlerden çok daha yüksek büyüme oranlarını yakaladı. Hatta bu şirketler rakiplerine kıyasla en az %10 oranında daha iyi performans gösterdi.

Araştırma ayakta kalan şirketlerin neler yaptığına da bakmadan geçmiyor elbette. İlk akla gelen, bütçelerin sonuna kadar daraltılması fikri ne yazık ki burada sonuç vermiyor, hatta araştırmaya göre bunu yapan firmalar, resesyondan çıkma ihtimali en düşük olan firmalar oluyor. Kazandıran unsur; bütçenin özenle seçilmiş bazı aktivitelerde daraltılıp, operasyonel verimliliği artırıcı bir takım aktivitelerde ise yatırım yapmak olarak karşımıza çıkıyor.

“Peki şirket sahipleri ya da finans yöneticileri olarak biz hangi aktivitelere odaklanmalıyız ve bu süreçte hangi verileri takip etmeliyiz?” dediğinizi duyar gibiyiz. Bu yazımızda resesyonun ne olduğuna ve aslında belli aralıklarla beklenen, önlem alınabilen, başımıza geldiğinde aslında bizi de güçlendirme potansiyeli yüksek olan bir ekonomik mesele olduğuna odaklandık. Resesyon serimizin sonraki yazısında, resesyonla başa çıkmanın, oradan güçlenerek çıkmanın yollarını anlatacağız. Yazımızı kaçırmamak için bültenimize abone olmayı unutmayın.